Doç. Dr. Zerrin Akdenizli
Berlin Göçmen Kadınlar Derneği tiyatro grubu her biri birbirinden farklı hikayeler barındıran epizodlardan oluşan “Ortaya Karışık” oyunu ile izleyicilerle buluştu.

GKB tiyatro grubu olarak çalışmalarımızı 2018 yılından bu yana aralıksız sürdürmekteyiz. Bu yıl ‘Ortaya Karışık’ adlı oyumuzla yine sahnedeydik. Temalarımızı genelde kadın, özelde göçmen kadınların odağında sürdürsek de sömürüye, emek hırsızlığına, ayrımcılığa, savaşlara, ırkçılığa karşı olan tavrımızı oyunlarımıza hep entegre ettik. Bu adaletsiz düzene karşı söyleyecek o kadar çok sözümüz var ki ne aradan geçen yedi yıl ne de bundan sonrası bize yetmeyecek gibi.
Ortaya Karışık bugüne kadar sergilediğimiz oyunların yapısından farklı olarak on kısa oyundan oluşmakta. Her biri birbirinden farklı hikayeler barındıran epizodlar farklı konulara vurgu yaptığından oyunumuzun ismini de Ortaya Karışık koyduk. Linç, Kuruntu, Bir Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Var, Tuhaf Bir Görüşme, Özgüven: Ders 1, Youtube Belası, Bir Büyükanne Klasiği, Kiralık Daire, Ölüm Meleği, Yapay Zeka Kullanımda adlı epizodlardan oluşan oyunda, farkındalık yaratma konusunda etkili bir işlev gördüğünü düşünerek zaman zaman kadını da -ironik bir bakışla- eleştiri odağına oturttuk. Konuları mizahi bir yaklaşımla ele almayı tercih ettik. Türk Alman kültür yapısındaki farklılıklarının, Almanya’daki Türk aileleri içerisinde yaşanan kuşak çatışmasının, Alman bürokrasisinin, göçmenlere karşı önyargıların, teknolojik ilerlemelerin günlük hayatımıza olumlu ve olumsuz yansımalarının konu edindiği iki perdelik oyunumuz hem gülümseten hem de düşündüren yanıyla seyircinin beğenisini topladı. Zorlu ama bir o kadar da keyifli geçirdiğimiz uzun prova sürecinin sonunda sahnedeki başarılı performanslarının karşılığını coşkulu alkışlarla alan ekip arkadaşlarım kendileriyle ne kadar gurur duysa azdır. Her epizodun sonunda değişen dekorlar ve aksesuarlar kuliste hummalı ve yorucu bir koşuşturmayı da kaçınılmaz kıldı. Bir yandan kendi oyunlarına konsantre olmak zorunda olan arkadaşlarımız, bir yandan dekor, aksesuar ve kostüm değişikliğine de yetişmek zorunda kaldılar. Sahne üzerindeki emek kadar sahne gerisinde yatan büyük emeğin seyircinin de gözünden kaçmamış olduğunu, gelen olumlu tepkilerden anlıyoruz. Tiyatro, bize ekip çalışmasının ve dayanışmanın her zorluğun üstesinden gelebilen gücünü hatırlatan yaşam alanımız.
Tiyatro gibi kollektif üretim sonucu yaratılan sanat dallarında bireysel olarak iyi olmanızdan çok daha önemlisi birlikte iyi olmayı başarmak önemlidir. Bu başarı için yardımlaşmak, zayıf halkaları güçlendirmek, doğru ve güvene dayalı bir iletişim kurmak, örgütlü hareket etmek, sorumlulukları paylaşmak kaçınılmazdır. Bu süreç, bireylerin birbirlerini daha iyi anlamalarına, farklı bakış açılarına saygı duymalarına ve birlikte hareket etmelerine olanak tanır. Tiyatro, bu bağlamda bir tür sosyal deney sahnesi sunarak toplumsal dayanışmayı pekiştirir.
Göçmen Kadınlar Birliği bünyesinde yeşeren, derneğimizin desteği ve her yıl daha da güçlenen tiyatromuzun aracılığıyla dernek faaliyetlerinin önemine de dikkat çekmek isterim.
Almanya’nın pek çok şehrinde faaliyet gösteren derneğimiz göçmen kadınların kendilerini pek çok alanda ifade edebilecekleri bir ortam yaratmaktadır. El işi, dans, folklor, koro, tiyatro, sinema günleri, forumlar ve tartışma platformları, eğitici workshoplar, kadın kafeleri gibi etkinlikler çerçevesinde toplanan kadınlar, dernek içerisinde toplumun diğer göçmen bireyleriyle de tanışma, gündemi paylaşma, ortak sorunlarını dile getirme olanağını bulur. Bu sayede çevreye ve topluma karşı duyarlılıklarımızın artması da kaçınılmazdır. Gerek yapılan sohbetler, gerekse eğitici seminerler yalnızca göçmen kökenlilerin değil toplumun geneli için de hak ve adalet arayışının gerekliliği konusunda mücadele ruhumuzu güçlendirir. Örgütlü hareket etmenin sağlayacagı kazanımların bilincinde olan bizler, sokakta seslerimizi birlikte yükseltmeyi, kol kola yürümeyi, omuz omuza vermeyi dayanışmanın en güzel örnekleri olarak sergiledik.
Dayanışma ve birlik ruhunun aynı zamanda güçlü olmak anlamına geldiği çok açıktır. Kendi özgürlüğümüzü kazanmanın özgür olmayan bir toplumda karşılığı olmadığı gibi aile içinde güvende olmayan, dört duvar arasında şiddet gören bir kadının güvenli bir toplumda yaşamasının da anlamı kalmaz. Mücadeleyi daha anlamlı, daha değerli kılan bireysel ve toplumsal mücadelenin birlikte verilmesidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde dernek faaliyetlerinin önemi bir kez daha su yüzüne çıkar.
Kadınlarımızı görünür kılmak, seslerini duyurmak bugün bir tiyatro oyunuyla gerçekleşti; yarın koronun nağmeleriyle salonu doldurur, başka bir gün bir sergide karşımıza çıkar; bir diğer gün bir hikayenin satırında, bir pankart yazısında veya bir halayın coşkusunda, belki de sokakta haykıran bir isyanda…
Bizleri biraraya getiren, ortak hedeflerde birleştiren ve kadını daha görünür kılan bu türden örgütlü yapılara ihtiyaç vardır. Birlikte daha güçlü olduğumuz da inkar edilemez. Eksilmeden çoğalacağımız günlerde, başka etkinliklerde buluşmak dileğiyle…
