Düsseldorf Göçmen Kadınlar Derneği’nden bir grup arkadaşımız, Diyarbakır, Mardin, Urfa ve Antep’e yaptıkları yolculukta, yollarını kadın örgütleri, sığınma evleri, kadınların hakları ve talepleri için mücadele eden kadınlarla kesiştirdi.
Selcen İslamoğlu

Aslında bu gezinin planları başlayalı aylar oluyor. Tartışmasız ve tek seferde karar verildi Güneydoğu Anadolu gezisine. Çoğumuz için yeni bir yeri görmek yeteri kadar heyecan verici olsa da bu deneyimi, kadın çalışmasıyla taçlandırma fikri bizi daha da heveslendirdi. Yolculuğa günler kala, gönlü güzel, kalbi büyük kadınların sonsuz özveri ve uğraşıyla hem yardım malzemesi hem de bağış topladık. Çok uzaktaki kız kardeşlerimiz için. Bir sürü bavulla sabah erkenden yola çıktık; bavullar yardım malzemesiyle dolu, içimiz özlem, merak ve istekle. Güneş tam tepedeyken Diyarbakır’dayız. Nasıl da güzel karşıladı bizi! Sokaklar cıvıl cıvıl, herkes günlük koşuşturmasında; kimi alışverişte, kimi de sadece bizim gibi şehri keşfetmekle meşgul. Her köşe başında rengârenk meyve tezgâhları, bin bir renk, bin bir koku sarıp sarmalıyor bizi. Şaşkınız ve bir o kadar da mutluyuz burada olmaktan. Öyle bir şehir ki, küçücük daracık sokaklar hiç beklenmeyen bir anda bir renk cümbüşüne ya da müziğe açılıyor. Her köşesini görmek, hiçbir şeyi kaçırmamak istiyoruz, tüm duyularımız habire çalışıyor. Her an beynimize kazınıyor adeta, buraya ait en önemsiz detayı bile unutmaktan korkuyoruz.
Ertesi sabah, güneş bu eski şehrin üzerine doğduğunda, planladığımız çalışmanın ilk adımına doğru yola çıkıyoruz. Büyükşehir Belediyesi Kadın Politikaları Daire Başkanlığı’ndayız. Bir sürü kadın bizi sımsıcak karşılıyor. Onları can kulağıyla dinliyoruz, tüm zorluklara ve engellere karşı başardıklarıyla gurur duyuyoruz. Bu şehirde kadınlar hep birlikte bisiklete biniyor; bilmeyenlere öğretip birlikte yüzmeye de gidecekler. İsteyen kadınlar otobüs kullanacak, kimisi klima tamir edecek, kimisi elektrik-elektronik alanında çalışacak, yani kimin canı neyi istiyorsa onu yapacak, özgürce… Kısacası “ellerinin hamuruyla erkek işlerine” kalkışacaklar. “Jin-Kart” uygulaması geliyor mesela yakın zamanda; ekonomik durumu iyi olmayan kadınlar için ücretsiz toplu ulaşım imkânı sağlanacak. O kadar umutla doluyor ki içimiz…
Sonra konu sığınma evlerine geliyor. Diyarbakır’da çalışan, zor durumdaki kadınlara hizmet veren bir sığınma evi var ama kapasitesi ne yazık ki çok yetersiz. Gönlümüz istiyor ki aslında sığınma evlerine ihtiyaç olmayan bir dünyada yaşasak. Ama gerçeklik çok acı, çok sert. Daha gidilmesi gereken çok uzun bir yol var bu kadınların önünde. Tüm zorluklara karşı, onlar tüm enerji ve hevesleriyle bu yola çoktan çıkmışlar. Kucaklaşıyoruz daha bir saat önce tanıştığımız kadınlarla, yardım bavullarımızı ve kalbimizin bir köşesini onlarla bırakıp bir sonraki durağa doğru yola çıkıyoruz: İstikamet Mardin!
Gündüzü ayrı güzel, gecesi ise adeta büyülü bu kadim şehrin. Coğrafyanın ve mimarinin tek tonlu uyumuna karşı kadınlar inadına renkli, inadına güzel. Zaman kısıtlı; tatmak istediğimiz yemekleri, görmek istediğimiz köşeleri sıraya koymak zorundayız. İşte böyle yerlerde insan zaman bir es versin istiyor, ben ne yapmak istiyorsam yapayım, varsın ben “tamam” dediğimde tekrar aksın. Buraya özgü ne varsa yiyecek, Mezopotamya’ya bakıp kahvemi keyifle içecek, arka sokakların birinde, pek kimsenin bilmediği küçücük ama her köşesi özenle ve merakla dekore edilmiş bir Süryani kafesinde ev yapımı şarabımı yudumlayacak zamanım olsun. Fazla bir şey istemiyorum aslında, değil mi? Çok çabuk yine güneşli bir sabaha uyanıyoruz. Bugün erkenciyiz çünkü çok önemli bir randevumuz var: Avukat Dilan Koç ile.Kendisi Mardin Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi üyesi; yazıhanesinde bizi bekliyor. Biraz erken varıyoruz buluşma yerine, iyi ki de öyle olmuş aslında. Büronun ortaklarından Avukat Rojin Hanım’ı tanıma fırsatımız oluyor. Rojin Hanım, Türkiye’ye Suriye’den göç etmiş. Kendi ülkesinde avukatlık yapıyormuş ama Türkiye’de diplomasına denklik sağlanmamış. O da yılmamış, pes etmemiş, öğrenimini tekrar etmiş, stajını yeniden yapmış ve şimdi görevini canla başla sürdürüyor. Hepimizin içi ısınıyor, nasıl da örnek olacak bir başarı hikâyesi. Azmi, pes etmeyişi, takdire şayan.
Onun hikâyesini dinledikten sonra Dilan Hanım’la tanışıyoruz. Artık bu coğrafyanın kadınlarını tanımlayacak özgün sıfatlar bulmakta zorlanıyorum; hepsi mi işine aşkla bağlı olur? Çok duygulanıyoruz, Dilan Hanım bize Mardin’deki kadınların mağdur olduğu şiddet ve cinayet davalarını anlatırken. Bazen anlamakta güçlük çekiyoruz. Nasıl olur da bir kadın arkasında eşi ya da ailesi durmazsa insan bile sayılmaz? Şöyle oluyormuş ne yazık ki: Aile içi şiddet kapsamında cinayete kurban giden bir kadının hakkını gönüllü bir avukatın savunmasına bile izin yokmuş, eğer ailesi vekâlet vermezse. Ki bu da o kadar tanıdık bir senaryo ki. Kadın gençken kendi ailesinden gördüğü şiddetten kaçmak için ailesinin onaylamadığı bir evlilik yapıyor. Ama çok üzücü olarak yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor. Eşi daha beter, dayanması mümkün değil. Terk ediyor eşini, doğal olarak adam bu durumu sindiremiyor ve günün birinde onu istemeyen, ondan çoktan ayrılmış eski eşini güpegündüz sokak ortasında soğukkanlılıkla öldürüyor. Ne mi oluyor sonra? Kadın öldüğüyle kalıyor, çocukları kim bilir nerede? Kadının hakkını kim savunacak? Ailesi değil besbelli, reddetmişler onlar çoktan kızlarını. Gönüllü avukata vekâlet verecek bir insan evladı yok. Hâkimler çok katı; ölen kadınlar çoğu için yalnızca kâğıttaki isimlerden ibaret. Katile ne oluyor peki? Pek bir şey olmuyor, az bir zaman yatıp çıkacak; hak ettiği cezanın süresinin yanında içeride kalacağı zaman neredeyse yok gibi bir şey. İnsanın çığlık atası geliyor, dinlemesi de zor yazması da. “Bize engel olunsa da biz davalara girmeye devam ediyoruz” diyor Dilan Hanım. Bu iş gönül işi, mazlumun yanında durmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. İyi ki böyle kadınlar var, iyi ki dur durak bilmiyorlar. Çok mutluyuz onları tanıdığımız için.
İstasyona, Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne doğru tekrar yola çıkıyoruz. Burada da görüşmemiz Kadın Politikaları Daire Başkanlığı’nda. Yine rengârenk, yine çalışma azmiyle dolu bir büro dolusu kadınla bir araya geliyoruz. Bu sefer konu öncelikli olarak Mardin’de sığınma evi. Çünkü bu konu açık bir yara. Neden mi? Çünkü Mardin’de hizmet veren bir sığınma evi yok, var da aslında yok. Kaba inşaat hâlinde ve çoktan ifşa olmuş. Hatta halk adres tarif ederken kullanıyormuş: “Hani sığınma evi var ya, onun yanından sağa dön, fırın 100 m ileride”, gibi. Komik değil mi? Trajikomik… Kadın sığınma evlerinin en temel ilkesidir gizlilik. Yerini, yurdunu ihtiyacı olan kadından ve görevlilerinden başka kimsenin bilmemesi gerekir. Bu çok hassas bir konudur, çünkü sığınma evleri ölümden, yaşama geçiş için tek şanstır şiddet mağduru kadınlar için. Ama Mardin daha bu noktada takılıp kalmış; sonsuz bürokratik engeller, konunun hassasiyetine uygun olmayan şekilde hazırlanmış matbu reçete gibi prosedürler yüzünden. Bu konuda çalışan kadınlar sonsuz bir şevkle çalışıyorlar, gerekirse dünyayı yerinden oynatmaya hazırlar. Bu nasıl bir enerji böyle? Uzun uzun tartışıyoruz onlarla, dinliyoruz onları. Uzun kayyum dönemi sonrasında çoğu göreve daha yeni başlamış, ama önlerinde aşmaları gereken dağlar var. Ağlıyoruz, onlar da bizler de… En temel şeyler için, en temel haklar için, yaşam hakkı için mesela, savaşmak zorunda kalmak hepimizin ağırına gidiyor. Yolları açık olsun, gönlümüzün bir diğer parçasını da orada bırakıyoruz.
Zorlu bir şehirlerarası yolculuktan sonra Urfa’dayız. Bu şehirde bir sivil toplum örgütü olan Yaşamevi’ndeyiz. Günlerden cumartesi ve bu derneğin açık camlarından ve kapılarından müzik akıyor. Bugün kadınlar için erbane kursu var, o kadar güzel ki dinlemesi! Ülkelerden bağımsız o coğrafyaya ait kültürleri birleştiren bir çalgı erbane. Çünkü burası da çok kültürlü bir şehir; Diyarbakır gibi, Mardin gibi. Bu derneğe gelen kadınlar da bambaşka kültürlerden. O kadar güzel kaynaştırmışlar ki kültürleri, özellikle Suriye ve Türkiye kültürlerini. Her hafta bir kadın yemek yapmış, kendi yöresinden. Ogün o şef diğerleri o gün için yardımcıları. Sonra upuzun bir sofra kurup hep beraber yenilirken o gün şef olanın hikayesi dinleniyor. Gönüllü tercümanlar var, gönüllü avukatlar ve danışmanlar olduğu gibi. Böyle böyle anlamışlar birbirlerini; tek farkın sadece konuşulan dil olduğunu, aslında herkesin, her acının, her mutluluğun ve umudun bir olduğunu. Bir de kitap basmışlar bu hikâyelerden ve tariflerden. Ben bayıldım kitaba. Her hikâye, her tarif başka güzel. Bu dernek de her türlü engele karşı kocaman yürekli kadınlarla savaşıyor. Yılmıyorlar, durmaya hiç niyetleri yok.
Dönerken hissettiklerimi yazıya dökebileceğimden emin değilim. Bir yandan umutlu, bir yandan buruk ve üzgün, bir yandan da mutluyum. Bu geziden çok eksik döndük hepimiz; güzellikler benliğimize kazındı ama yüreklerimizi orada bıraktık. Destek veren tüm kadınlara sonsuz teşekkürler, orada tanıma fırsatını bulduğumuz tüm kız kardeşlerimiz sizlere de sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız, biz birlikte güçlüyüz.
Kadın dayanışması yaşatır.

