Bu hashtagde mücadele var: #8Mart

Geçen yılki uluslararası eylemlilik halinden bu yıla kadın mücadeleleri ne durumda, gündemler neler? şöyle bir bakalım…

Dünya Ekonomik Forumu’nun her yıl kadınların eğitim, ekonomi, sağlık ve siyaset alanındaki konumlarını baz alarak hazırlayıp yayınladığı Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu 2017 göstergeleri dünya ölçeğinde son 10 yılda cinsiyetler arasındaki ücret uçurumunun korkunç derecede açıldığını gösteriyor. Kadınlar geçen yıllara göre eğitim ve sağlık hizmetlerine daha zor erişiyor. 144 ülke arasında 131. sırada olan Türkiye’nin hali ise hal değil; daha kötü durumdaki ülkeler ya bölgesel ya da iç savaş yaşayan Ortadoğu ve Afrika ülkeleri.

Geçen yıl birçok ülkedeki 8 Mart eylemlerinde kadına yönelik şiddete ve kadın düşmanı politikalara karşı büyüyen öfkenin patlamasına tanıklık etmiştik. Peki, geçen yılki uluslararası eylemlilik halinden bu yıla kadın mücadeleleri ne durumda, gündemler neler?

ŞİDDET: EKSİLMEYEN MÜCADELE GÜNDEMİMİZ

Tüm dünyadaki kadınların ortak derdi şiddet. Şiddete karşı bir direnişin yaşanmadığı ülke neredeyse yok.

· Latin Amerika ülkelerindeki kadınların ajandasından hiç düşmeyen şiddet gündemi 2016’da başlayan #NiUnaMenos (Bir Kişi Eksilmeyeceğiz) hareketine duyulan ihtiyacı da sürekli kılıyor. Şimdiye dek hareketin merkezi rolünü üstlenen Arjantin’in yanı sıra kadına yönelik şiddette dünya üçüncüsü olan Peru’da sosyal medyada “I march on #12A because …” (12 Ağustos’ta yürüyorum çünkü…) etiketiyle örgütlenen 50 bin kadın 8 kentte yürüyüş yaptı. Yürüyüş hükümet yetkililerince bile “tarihi bir olay” olarak nitelendiriliyor.

· Diktatörlük zamanından kalma kürtaj yasağının mücadele sonucunda nihayet esnetildiği Şili’de üniversite öğrencilerinin, üniversite personelinin artan cinsel saldırılarına yönelik protestoları genç kadınların şiddetle mücadelede kararlılığını gösteriyor.

· Kürtaj hakkının güncel bir talep olmaya devam ettiği Brezilya’da Topraksızlar hareketinden kadınlar, 69 kadına tecavüz ettiği için hüküm giyen, 18 portakal çiftliğine sahip bir doktorun çiftliğini işgal etti. Bu, tarım reformu mücadelesi ile kadına yönelik şiddetle mücadelenin birleştirilmesinin örneklerinden biri.

· Özellikle çetelerin işlediği kadın cinayetleriyle sık sık gündeme gelen Meksika’da 19 yaşındaki Mara Castilla’nın öldürülmesiyle sokaklara dökülen kadınların öfkesi, cinayetlere karşı önlem almayan hükümete yönelmiş durumda.

· Şiddet döngüsünün birikerek genç bir kadının öldürülmesiyle infial yarattığı bir diğer ülke de Güney Afrika. Mayıs ayında 22 yaşındaki Karabo Mokoena sevgilisi tarafından işkence gördükten sonra vahşice öldürülmüş, bedeni bir arazide gömülü bulunmuştu. Kadın cinayeti oranının dünya ortalamasının 5 katı olduğu ve her yıl 40 bin tecavüz vakasının kaydedildiği Güney Afrika’da binlerce kadın harekete geçti; kadınlar #MenAreTrash (Erkekler İşe Yaramaz) hashtagiyle sosyal medyada ölümden döndükleri cinsel ve fiziksel şiddet deneyimlerini paylaşarak kampanya yürüttü, sokaklara döküldüler. Erkekler de #NotInMyName (Benim Adıma Değil) hashtagiyle örgütlenerek ellerinde öldürülen kadınların isimlerini taşıdıkları bir yürüyüşle artan kadın cinayetlerini protesto etti.

· Tunus’ta ülke tarihinde ilk defa kadına yönelik her türlü şiddeti suç sayan bir yasa onaylandı. Birçok kadın örgütünün mücadelesi ile temmuz ayında geçen yasa kadınlar için bir zafer, toplum içinse “kültürel reform” olarak algılandı. Cihadist örgütlere katılımın en yüksek olduğu ülkelerden biri olan Tunus’ta, kadınlar her fırsatta dini-ideolojik radikalleşmeyle kadına yönelik şiddet arasındaki bağlara dikkat çekiyor, laiklik mücadelesi ve kadına yönelik şiddetle mücadele iç içe geçiyor.

Afghan women march during a protest calling for an end to violence against women in Afghanistan and around the world, in Kabul on February 14, 2013. According to a UN report, Afghanistan has made progress in protecting women against violence, but many still suffer horrific abuse 11 years after a US-led invasion brought down the Taliban regime. Afghan women still endure killings by relatives in the name of family honour, forced marriages and domestic abuses. AFP PHOTO/SHAH Marai

ALIN SİZE GERÇEK KİMLİK MÜCADELESİ!

Özellikle 90’lı ve 2000’li yıllarda birçok halk hareketi “kimlik” kavramının liberal bozuşturmasının kurbanı oldu. Kadın mücadelesini de bunlardan biri olarak görmek mümkün. Afganistan’daki kadınların eşitlik mücadelesinin birincil talebiyse “Alın size gerçek bir kimlik mücadelesi!” dedirtiyor. Afganistanlı kadınlar, 1996-2001 yılları arasında hüküm süren Taliban rejimi ve 11 Eylül saldırısıyla başlayan ve ancak 2014’te sona eren Amerikan işgalinden sonra belki de ilk defa seslerini duyurabildikleri bir kampanya başlattılar ve olabilecek en basit şeyi talep ettiler. Topluluk içerisinde falancanın annesi, karısı, ablası ya da kızı olarak değil de kendi isimleriyle çağrılmayı, doğum belgelerinde ve mezar taşlarında kendi isimlerinin yazılmasını, yani adlarını talep ediyorlar. Kadınların sokağa çıkarak protesto eylemleri örgütlemesinin mümkün olmadığı ülkede #WhereIsMyName (Benim Adım Nerede) etiketiyle sosyal medya ile sınırlı kalan kampanya Afganistan’ın “yerli ve milli” değerlerine aykırı bulunarak hedef gösterildi, ama destek büyüktü.

Yeni yıla halk ayaklanmasıyla giren İran’da da kadınların hazirandan beri başörtüsü zorunluluğuna karşı yürüttükleri Beyaz Çarşamba kampanyası, eşit statü ve yurttaşlık mücadelesinin bir diğer örneği. Kadınlar, tutuklanmak pahasına, giydikleri beyaz başörtüleri halka açık yerlerde çıkarmaya devam ediyor

KAMUDA YIKIMA KARŞI SONUÇ: KAMU EMEKÇİSİ KADINLAR HER YERDE DİRENİŞTE!

Kamu sektöründe özellikle sağlık, bakım ve eğitim hizmetlerinde çalışan kadınların genel olarak ücret artışı, cinsiyetler arası ücret eşitliği ve kalıcı kadro talepleri, bazı ülkelerdeki sınıf mücadelesinin ve kadın hareketinin gündemini oluşturuyor.

· Hindistan’da kamu hastanelerinde çalışan hemşireler ile hükümet arasındaki görüşmelerde ücret artışı konusunda sonuç alınamayınca 2017 Martında başlayan grev sürüyor. Bu grevin etkisiyle, özel hastanelerde çalışan hemşireler de hastane yönetimlerinin belirlenen asgari ücret kuralına uymadığını, sağlık emekçisi kadınların sürekli stajyer olarak gösterilip düşük ücretlerle çalıştırıldığını belirterek grev kararı aldı, ama grevleri engellendi. Kent-köy uçurumunun devasa olduğu Hindistan’da kırsal bölgelerde hizmet veren anganwadi’lerdeki bakım işçisi kadınların grev ve mitingleri eyaletlere yayıldı. Kadınların doğum öncesi ve sonrası eğitimi, yeni doğanın hayatta kalması, sağlığı ve beslenmesini yakından takip etmek gibi hayati sorumluluğu olan ama geçici işçilik yaptırılan anganwadi çalışanı kadınlar, işten atmalar ve hükümetin söz verdiği ücretleri ödememesi üzerine eylül ayından bu yana birçok eyalette greve çıkıyor ve kitlesel yürüyüşler örgütlüyor. Emeklilik ve kalıcı kadro talep eden kadınlar için açlık grevi de eylem yöntemlerinden biri. Madhya Pradesh eyaletinde ise kadın sözleşmeli öğretmenler, eşit ücret talebiyle çıkılan grevde saç kestirme eylemi yaptı.

· Kenya’da 5 ay boyunca ücret talebiyle greve giden hemşireler kısmi kazanımlar elde etti; mücadelenin öncüsü kadınların işten atılması buna gölge düşürse de 20 bin hemşireyi kapsayan bir anlaşmaya varılması gelecek için önemli bir deneyim bıraktı.

· Avustralya da çocuk bakım hizmetlerinde çalışan emekçi kadınların grev ve eylemlerine sahne oldu. Kadınlar okul öncesi ve erken çocukluk süresince bakım hizmeti verenlerin yüzde 89’unu oluştururken, bu alanda çalışan erkekler kadınlardan yüzde 32 daha yüksek ücret alıyor. Bakım emekçisi 3000 kadın, verilen ücretin karşıladığı mesai süresi olan 15.20’de iş durdurdu.

· İngiltere’de reel ücretlerde yaşanan yüzde 14’lük erime yüzünden sürekli eylem halinde olan sağlık emekçilerinin büyük bir kısmını hemşire kadınlar oluşturuyor. Fransa’da yaşlı bakımevlerinde yaşanması beklenen işten atmalara karşı bakım emekçisi kadınlar eylemler düzenliyor. Yunanistan’da sağlık hizmetlerindeki “tasarruf tedbirlerine” karşı hükümeti hedefine koyan hemşirelerin grev ve eylemleri de bu tabloya katıldığında, henüz birleşik olmasa da, neredeyse uluslararası bir sağlık-bakım emekçileri hareketinden bahsetmek mümkün. Elbette bu, neo liberal yıkım politikalarının, en temel kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin ya da taşeronlaştırılmasının kaçınılmaz sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

· Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre son 9 yıldır cinsiyet eşitliğinin en ileri olduğu 323 bin nüfuslu İzlanda’da kadınların 42 yıllık mücadelesi nihai bir kazanımla sonuç verdi ve cinsiyetler arası ücret eşitsizliği resmen yasaklandı. Şüphesiz ki bu kazanımın, İzlanda’daki kadın hareketini güçlendirici etkisinin yanı sıra emekçiler arasındaki birliği pekiştirici sonuçlarını da gözlemlemek mümkün olacak.

 

Rehin işçiler, çeyiz parası için karşılıksız çalışma: BUNUN ADI KÖLELİK!

Üretim alanında ucuz, kolay alınıp çıkarılabilir emek rezervi olarak kadın ve çocuk işçilerin yoğunlaştığı tekstil, hazır giyim ve tarım sektörlerinde çalışma koşullarının klasik anlamda köleliğe çok yakınlaştığı bir dönem yaşanıyor. Bazı Latin Amerika ülkeleriyle, özellikle Hindistan, Bangladeş, Myanmar (Burma), Tayland, Kamboçya gibi Asya ülkelerinde evlerden fabrikalara uzanan üretim bandı boyunca zora dayalı ve borç karşılığı çalıştırma gibi kölelik koşullarına rastlamak mümkün. İşçilerin çocuklarının rehin alınarak üretimin devamlılığının sağlanması, genç kızların evlenecekleri erkeğin ailesine verilecek çeyiz parasını biriktirmeleri için 3-4 yıl boyunca karşılıksız çalıştırılması, işyerinde hapsetme şeklinde cezalandırmalar bunların en uç örneklerinden. Uzun saatler nefes aldırılmadan çalışan kadınlar arasında kronik hastalıkların yanı sıra düşük oldukça yaygın görülüyor. Kadınların birçoğu ya işten atılma tehdidi ya da aşağılanma korkusuyla hamile olduklarını saklıyorlar, çünkü hamilelik fiziki ya da sözlü taciz sebebi olabiliyor. Buna karşılık kadın işçilerin direnişleri genel olarak ücretle ve iş güvencesiyle alakalı, son derece spontan ve kendiliğinden, plansız ve örgütsüz, dolayısıyla patron karşısında pazarlık gücünden yoksun kısa süreli eylemler şeklinde gerçekleşiyor.

TRUMP’LA BİR YIL, ‘BEN DE’ DİYEN KADINLAR…

Amerika’daki kadın hareketinin gündemini Trump ve politikaları belirliyor demek yanıltıcı olmaz. Trump’ın ırkçı, göçmenlere, siyahlara ve LGBTİ bireylere yönelik nefret söylemlerine duyulan öfke kadın düşmanı söylemlerine ve politikalarına karşı tepkiyle buluşacağı zemini kolayca buluyor. Öte yandan ekonomik politikalarda kadınları en olumsuz etkileyecek olan, zenginden daha düşük yoksuldan daha yüksek vergi alınmasını öngören vergi indirimi yasası olacak.

Belki de Trump’ın bizzat belirlemediği tek gündem ise Hollywood’daki Weinstein taciz skandalı ve peş peşe birçok ünlü aktrisin tacizci film yapımcısını teşhir etmesiyle başlayarak yayılan #MeToo (Ben De) kampanyası oldu. Birçok ülkede farklı sektörlere de yayılan kampanyanın en kayda değer yankılarından biri ise 700 bin tarım işçisi kadın adına Hollywoodlu aktrislere hitaben yazılan dayanışma mektubu oldu. Mektup, onlar gibi “parlak set ışıkları altında ya da büyük ekranlarda” değil, “izole edilmiş arazi ve paketleme atölyelerinde” çalışsalar da 700 bin kadının işyerinde cinsel istismar sorununu paylaştığını belirtiyordu. “Biz de!” diyen tarım işçisi kadınların mektubu, aynı zamanda “Peki ya ünlü olmayan hayatta kalanlar?” sorusunu gündeme attı. Şüphesiz ki bu soru, Amerika’daki kadın hareketinin zaman içinde çözmesi gerekecek sınıfsal izdüşümleri olan bir soru.

 

DÜNYANIN DEVİNİM HALİ NE GÖSTERİYOR?
Dünya ölçeğindeki tüm bu gelişmelerin elbette bize sunduğu birtakım sonuçlar var. Gelişen iletişim teknolojisi kadınların uluslararası mücadelesinde başat bir rol oynuyor. En izole olmuş, en baskıcı koşullar altında yaşayan kadınlar için dahi bir dayanışma, güç bulma vesilesi olarak kullanılabiliyor. Ya da koşulların daha elverişli olduğu yerlerde kadınlar eylem örgütleyebiliyor; gerçek bir eylemin yerine konulamayacağı gibi hashtag’siz ifade edilen bir eyleme rastlamak da pek mümkün görünmüyor. İkincisi, kadınların uluslararası dayanışma ve mücadele gündemlerinin başında şiddet uzunca bir süre daha olmaya devam edecek ve “işyerinde taciz” ve buna karşı mücadele artık eskisinden daha görünür ve spesifik bir konu olarak masada duruyor; ve o kadın işçiler o masaya işçi sınıfı örgütlerini de oturtmak zorunda. Üçüncü bir sonuç ya da belki bir başlangıç noktası ise işçi kadınların artan mücadele eğilimi; kadınlar kısıtlı da olsa kolektif emek sürecinin kolaylaştırdığı kolektif eylem olanaklarını kullanmaktan geri durmuyorlar. Kamu sektöründeki başarılı sayılabilecek eylem ve direnişler kadar üretimin çeperindeki kendiliğinden eylemler de bunun göstergesi.

 

Kaynak: www.ekmekvegül

 

 

,