Hayatı korumak için!

Almanya’da koalisyon ortakları, uzun süredir tartıştıkları askerlik yasa tasarısı üzerinde uzlaştı. Tasarı ile Almanya’da askerlik çağına gelen gençler kayıt altına alınacak. 18 yaşını dolduran, kadın ve erkeklere, motivasyonlarını belirlemek için bir anket formu gönderilecek. Erkekler söz konusu formu zorunlu olarak doldururken kadınlarda bu, isteğe bağlı olacak. Ayrıca 1 Ocak 2008’den sonra doğan tüm erkeklere askerlik muayenesine girme mecburiyeti getirilerek Alman ordusunun (Bundeswehr) elinde, gerektiğinde yararlanmak üzere acemi asker potansiyeline dair bilgi olacak. Tasarı, gönüllü askerliği çekici kılmak için başvuracaklara cazip teklifler içeriyor. Ordunun personel ihtiyacının gönüllü askerler tarafından karşılanamaması durumunda ise devreye zorunlu askerlik sokulabilecek.

Silahlanmaya devasa bütçe ayıran Almanya’da, bu silahları kullanacak insanları güvence altına almak için uzunca bir dönemdir hem silahlanma hem de askerlik ile ilgili çokça tartışma sürdürüldü. Hemen her yerde askerlik ile ilgili reklamlara maruz kaldık, kalıyoruz. Bu reklamlarda kariyerlerinden mutluluk duyarak gülümseyen yüzleri, sağlıklı vücutları ve orduya katılma çağrılarını görüyoruz. Oysa  reklamlardan başımızı kaldırıp dünyanın değişik ülkelerinde süren savaşların, çatışmaların haberlerini okuduğumuzda gülümseyen yüzlerle gelecek ve kariyer vaat eden bu çağrıların nasıl da apaçık bir kandırmaca olduğu gerçeğine ulaşıveriyoruz. Belki de bu yüzden beklenen rağbeti görmüyor. 

Askerlik tartışmalarına, kışlaların yapılması ya da yenilenmesi dahil olmak üzere gerekli alt yapının hazırlanması, tekellerin fabrikaları silah sanayi için üretim yapabilecek hale getirmesi, Rusya’nın Almanya’ya saldırıp saldırmayacağı, evlerimizde bir kaç günlük erzak saklamaya dek yığınla söylem, bu devasa bütçenin nasıl kullanılacağına ilişkin tartışmalara eşlik ediyor. Sosyal alanlara ayrılan bütçeler kısılıyor, yok ediliyor. Sadece şu örnek bile ne demek istediğimizi anlatmaya yetiyor.  Unicef’e göre 800 bin çocuğun yoksulluk içinde yaşıyor. 

Merz, artık dünyanın yüzünün eskisi gibi Avrupa’ya, Avrupa değerleri ve liberal demokrasiye dönük olmadığına dikkat çekiyor ve “Bize karşı otokrasiler arasında yeni ittifaklar kuruluyor. Özgürlükçü yaşam tarzımız hem dışarıdan hem de içeriden saldırı altında” diyerek Almanya’nın kendisini savunacak durumda olması gerektiğini ileri sürüyor, zorunlu askerliği çekici hâle getirme yolunda çaba sarf ettiklerini söylüyor.  

Bunları boşuna söylemiyor. Çünkü militarizm, savaşın kaçınılmaz olarak algılanmasını, şiddeti teşvik edecek duygusal bir donanım oluşturma pratiklerini kapsıyor. Çiğdem Akgül, “Militarizmin cinsiyetçi suretleri” adlı kitabında bu saptamayı yapıyor ve şöyle diyor: “Militarizm, zarar verecek bir ‘düşman’ın var olduğu ve olacağı yönündeki tehdit ve korkuyu toplumda canlı tutan, toplumun bu korku ve tehdidi içselleştirmesiyle varlığını sürdüren bir sistemdir. Devletin militarist yapısının en görünür olduğu yer, modern ordulardır. Modern ordular, aynı zamanda şiddet tekelini elinde bulunduran devletin, şiddetini, tahakkümünü sorgulamayacak itaatkâr bireyler üretiminin başka aracıdır da.”

Yasa tasarısı hazırlanmadan önce süren tartışmaları, Akgül’ün dile getirdiği bağlamda değerlendirmenin yanı sıra Almanya’nın dış politikada atacağı adımların ve emellerinin iç politika ile uyum içinde ilerlemesinin koşullarının yaratılması olarak da ele almamız gerekiyor. Alman ordusu savaşlara çok yönlü olarak hazır hale gelirken, vatandaşlarını bu politikalara ikna ve ortak eden bir politikanın sürdürüldüğünü görüyoruz. Dışarda da içerde de düşman bu nedenle yaratılıyor. “Şehrin manzaraları”, “yaşam tarzı”, “liberal demokrasiyi savunmak” başka çıkarların yanı sıra bu nedenle de tartışmalara açılıyor.

Dünyanın gidişatı kötü diyerek en zengin, en gelişmiş devletlerin silahlanmaya devasa bütçeler ayırmasının, savaş ve çatışmalı durumların devam etmesinden kaynaklandığını, böylesi bir dönemde savunma amaçlı ordulara ihtiyaç olduğunu dile getirenler olabilir. Anavatanı savunmak daha farklı ele almayı gerektiren bir konu ve bugün mesele dünyanın ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde orduların saldırı amaçlı olarak yapılandırılması, silah üretimi ve ticaretine devasa bütçeler ayrılması üzerinden dönüyor. Saldırı amaçlı orduların yapılandırılması savaşların genişlemesi, sürmesi ve devam etmesi riskini daha da artırıyor.  Bu yumurta tavuk hikayesinin faturası da halklara çıkarılıyor. Dünyanın değişik ülkelerinin yeraltı yerüstü kaynaklarını yeniden paylaşmak ve yeni pazarlar elde etmek için, haklarımız kısıtlanıyor, çalışma saatlerimiz artırılıyor, çocuklarımıza askerlik yaptırılmak isteniyor, yoksulluk, şiddet alabildiğince artıyor. Dünyanın farklı coğrafyalarında ise bu silahlarla insanlar, canlılar ölüyor.

Bu tartışmalara yıllardır görmezden gelinen taleplerimizin içeriklerinin boşaltılması eşlik ediyor. Eşitlik ile ilgili taleplerimizi duymazdan gelenler birden eşitlik ile ilgili laflar etmeye başlıyor. Örneğin, (zorunlu) askerlik ile ilgili tartışmalar başladığında, kadınları anayasa ile zorunlu askerlikten muaf tutulmasına yönelik kimi çıkışlar oldu. Anayasal olarak güvence altına alınan eşitlik, kâğıt üzerinde kalmamış da, ücrette, bakım da ya da toplumsal ve sosyal yaşamda eşitlik sağlanmış gibi kadınların da eşit yurttaşlar olarak asker olabilmesine dair tartışmaların başlaması gecikmedi. Bu muafiyetin, anayasanın eşitlik ilkesi ile çeliştiğini, kadınların da erkekler gibi askerlik hizmeti yapabileceği de gündeme hızla taşındı. Bu fikri ileri sürenlerin bir bölümü orduda ve dahi cephede kadınların meseleleri farklı bakış açıları ile ele alacağını da iddia ediyorlardı.

Alman Ordusu’ndan subayların, CDU/CSU’lu siyasetçilerin yanı sıra çok farklı çevreler de bu çağrıları yaptı. Örneğin, Missy dergisi editörü ve kurucu ortağı Stefanie Lohaus, Der Spiegel’de, “feminizmin pasifist geleneğine” rağmen, feministlerin de kendilerine “bir krizde demokrasi nasıl savunulabilir?” sorusunu sormaları gerektiğini yazdı. Yazar ve gazeteci Mirna Funk, gelecekte erkekler ve kadınlar için eşit olarak zorunlu askerlik hizmetinin uygulanmasının, eşitlikçi bir toplumun ve kadınların özgürleşmesinin bir işareti olacağını savundu. Liste uzatılabilir. Bu söylemlerle asıl olarak genç kadınlar, özellikle de zorunlu askerlik hizmetine eleştirel bakanlar, eşitlik mücadelesi verenler hedef alınıyor, geniş ve farklı çevrelerden kadınlar militarizmin paydasında birleştirilmek isteniyor.

Funk, askerlik hizmetini kadınların kendi kendilerini güçlendirmeleri için bir araç ve avantaj olarak görüyor. Avantaj mı? Kadınlar, hemen her ülkede yaşamın bütün alanlarında dezavantajlı konumdalar. Çalışma koşulları, yoksulluk, bakım işleri, şiddet, toplumsal cinsiyet rolleri. Bir taraftan ev kadınlığı kutsanıyor, geleneksel roller pekiştiriliyor bir taraftan da eşitlik adına askerlik pohpohlanıyor. Bu çelişkili gibi görünen durumdan kim çıkar sağlıyor? Soruyu biraz daha açarak formüle edelim:

Savaşların sürüp gitmesinden, yakılıp yıkılan, yerle bir edilen yerlerin yeniden yapılandırılmasından, savaşan taraflara silah satılmasından kim fayda sağlıyor? Aynı soruyu başka biçimde soralım? Geleneksel rollerin pekiştirilmesinden, bakım işlerinin kadınların üzerine yıkılmasından, kadınların geleneksel rollerin gereklerini yerine getirirken düşük ücretli, yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda kalmasından son kertede kimin çıkarı var? Militarizm, kadınlar ve erkekler arasında ki cinsiyete dayalı ayrım ve rolleri birçok biçimde kullanır. Bugün de tam olarak bunu yapıyor ve bütün bir toplumu militarist söylemlere yedeklemek için eşitlik vaadiyle o ayrımlardan yararlanarak ve ayrımları körükleyerek yapıyor. Kadınlar, zorunlu askerlik olsun olmasın, eşitlik tartışılsın tartışılmasın dün de bugün de savaşların sürdüğü bütün ülkelerde, hem cephede hem de cephe gerisinde konumlandırıldıkları için savaşın ve militarizmin nelere mal olduğunu biliyor. Bu nedenle geçmişte, proleter kadın hareketi kadınlara net bir görev vermişti. Kasım 1914’ün başında “Erkekler öldürürken,” diye yazdı Clara Zetkin, “hayatı korumak için mücadele etmek biz kadınlara düşer. Erkekler sessiz kaldığında, ideallerimizle dolu olarak sesimizi yükseltmek bizim görevimizdir.” 

Neyse ki bu çağrıya sahip çıkanlar var. Lohaus ile polemik yapan Tabeo Carlo “Siperlerde eşitlik mi? – Militarizm neden özgürlük getirmez?” Başlıklı makalesini şu sözlerle bitiriyor. „Kadınlar, kendinizi kandırmayın! Silahlanma sizi korumaz. Savaş sizin çıkarınıza değil! Eşitlik ve özgürlüğü Missy dergisinde değil, savaşsız bir dünya için mücadele ederek bulabiliriz.“

, , ,