Durup dinlenmeden süren mücadele

Kadınların seçme ve seçilme hakkının 100. yılı:

Durup dinlenmeden süren mücadele

Bu yıl Almanya’da kadınların seçme ve seçilme hakkı elde etmesinin 100. yılı kutlanıyor. Kadınlar seçme ve seçilme hakkına kavuşmak için uzun soluklu bir mücadele sürdürdü. 1918 yılında kadınlar genel seçme ve seçilme hakkı elde etti. Ancak kadınların parlamentoya girmeleriyle   sorunlar çözülmedi. Aradan geçen 100 yıla karşın daha değiştirilmesi gereken çok şey var.

Pelin Şener

Kadınların seçme ve seçilme hakkına kavuşması için uzun soluklu bir mücadele vermeleri gerekiyordu. Her hakkın elde edilmesi sürecinde olduğu gibi bu hak da mücadele edilerek kazanıldı.

Giyotine gitme hakkı varsa…

Kadınlara oy hakkı mücadelesinin ilk modern temsilcisi Olympe de Gouges, Fransız Devrimi sırasında “Kadınların Yurttaşlık Hakları Açıklaması” ile kadınların hukuksal, politik ve sosyal açılardan eşitliğe kavuşması için gerekli maddeleri sıralıyordu. Gouges, „Eğer kadının giyotine gitme hakkı varsa o halde konuşma kürsüsüne çıkma hakkı da olmalıdır“ diyordu.

Aslına bakılırsa sezme ve seçilme hakkı sadece kadınlar için değil aynı zamanda erkekler için de yüzyılın olayı idi. Seçme ve seçilme hakkına giden yol, bu hakkın mal, ödenen vergi miktarı ya da temel ve yüksek eğitim gibi kriterlerle ve belirli erkek gruplarıyla kısıtlanmasının kaldırılmasından ve herkesi kapsayacak bir hal almasından geçiyordu. 19. yüzyıldan itibaren, mülkiyet kısıtlaması aşınmaya başladı ve oy hakkı erkeklerin çoğunluğunu kapsayacak şekilde genişledi. Anne Philips, Demokrasinin Cinsiyeti kitabında “İşçilerin, işverenleri tarafından „temsil edildikleri“ düşüncesi, sanayi devrimi sırasında anlamsızlaşmıştı ama kadınların erkekler tarafından temsil edildikleri düşüncesi güçlü yerini koruyordu. Oy hakkının genişletilmesine karşı olanların tekrar tekrar ileri sürdükleri gibi, kadınların kendilerine ait bir söz hakkına ihtiyaçları yoktu, çünkü onların çıkarlarını koruyacak babaları ve kocaları vardı, kadınları ayrı düşünmek anlamsızdı.” diyor.

Oy verme hakkı kriterlerinin genişletilmesi konusunda, liberallerin de talepleri vardı ama asıl olarak işçi hareketinin verdiği mücadele 19. Yüzyıla damgasını vurdu. Mülkün belirleyici olmaktan çıktığı genel oy hakkı, Almanya’da Reich düzeyinde 1871’de tanıtıldı ve 1918’de ise kadınlara oy hakkı verilmesi kararlaştırıldı.

Oy hakkı parti programında

SPD kadınlara oy hakkını, 1891 yılında programına alan ilk parti oldu. Ama karar, tabanda belli tereddütlerle karşılandı. Partinin bu kararı doğrultusunda, August Bebel 1895 yılında Reichtag’da kadınlara yasal seçim hakkı verilmesi için bir önerge sundu. 1898 yılında yapılan Enternasyonal İşçi Kongresinde konuşan Clara Zetkin, kadınların sınırsız çalışma olanağı elde etmesinin kadınların özgürleşmelerinde belirleyici rolüne dikkat çekti. Zetkin, kapitalizmin sistem olarak aşılmasında, proleter kadın hareketinin mücadeleye her alanda katılmasının zorunluluğunu vurguladı. Clara Zetkin, “Die Gleicheit” (Eşitlik) dergisinde oy hakkı konusunda yazılar yayınladı ve kadınlara oy hakkının burjuva toplumuna karşı kullanılacak silah olduğunu dile getirdi. Ama konunun partinin somut faaliyetlerine girmesi için 10 yıl beklemek gerekecekti.

Oy hakkı arkaya itilemez!

Uluslararası Sosyalist Kadınlar Kongresi, ilk kez, 1907’de 14 ülkeden 52 kadın delegenin katılımıyla toplandı. 1907 Kongresi ‘nde, her iki cinsin evrensel ve eşit oy hakkının bir parçası olarak, kadın işçilerin oy haklarını elde etmek üzere tek bir birleşik taktiğin belirlenmesi konusu da ele alındı. Birinci Kongre de, uluslararası kadın sekretaryasının oluşturulması ve Die Gleichheit (Eşitlik) isimli bir kadın gazetesinin, uluslararası sosyalist kadın hareketinin merkezi organı haline getirilmesi kararları alındı.

Üç yıl sonra gerçekleşen 2. Kongre ise, 17 ülkeden 100 sosyalist kadın delege ile toplandı. 2. Kongre’nin ana gündemi iki başlık üzerinde odaklanmıştı: Tüm kadınlar için evrensel oy hakkı ile anneler ve çocukları için sosyal güvenlik ve sosyal koruma talepleri. Kongre de oy hakkı talebi konusunda tartışma yaşandı. Kongre’de Fabian Derneği’nden İngiliz bir delege, sınırlı olan oy hakkını savunmayı denedi. Yani sadece eğitimli ve mülk sahibi kadınlar için “sınırlı ve nitelikli oy hakkı” önerisini kongreye taşıdı.

Avusturyalı kadın delegeler ise genel oy hakkına değil, erkekler için oy hakkına öncelik verdiler. Victor Adler ve Adelheid Popp, erkeklerin genel oy hakkının kazanılması için ajitasyonda, kadınlar için oy hakkını ön plana çıkarmamanın amaca uygun olacağını dile getirdiler. Clara Zetkin ise bu durumu daha Avusturyalılar genel oy hakkı kampanyası başlattığında protesto etmişti ve tavrı ise kesindi: Kadınlara oy hakkı istemi asla arkaya itilemez. Kongrede, Louise Zeitz, Clara Zetkin’in görüşlerine katılıyor ve “doğru bulduğumuz bir şeyi ilke olarak istemeliyiz… İstemlerimiz ne kadar kısıtlı olursa hükümet bağışlarında o kadar kısıtlı olur.” diyordu.

Kongre, kadınların hak eşitliğini bütün genişliği ile savunmayı ve bu ilkelerin amaca uygun herhangi bir nedenle daraltılamayacağını savundu ve “kadın işçilerin oy hakkı mücadelesinin sınıf mücadelesinden ayrı bir dava olarak ele alınamayacağı ve bu alanda verilecek her türlü tavizle, herhangi bir ilkesel sapmanın, tüm işçi sınıfı davasına zarar verecek bir taviz olduğunu” savunan önergesini, kabul etti. Konferans katılımcıları Zetkin’in önerisiyle her yıl uluslararası kadınlar günü kutlanmasını da kararlaştırdı. Bu gün, öncelikle kadınların seçme hakkı için propaganda yapmaya hizmet edecekti.

Kadınlara oy hakkı! 8 Mart 1914 “Önyargılar ve gerici görüşler; işçi, anne ve vatandaş olarak soylu görevlerini yerine getiren, vergilerini ödemek zorunda olan kadınlara vatandaşlık haklarının eksiksiz tanınmasını bugüne dek engelledi. Bu doğal insan hakkını mücadeleyle elde etmek, her kadının, her işçi kadının sarsılmaz iradesi olmalı. Durup dinlenmeden bu uğurda mücadelemizi sürdürmeliyiz. Bu nedenle bütün kadınlar ve genç kızlar 8 Mart 1914, Pazar günü öğleden sonra saat 3’te gerçekleştirilecek 9. Kadınlar Açık Toplantısı’na katılın!”

1911’de SPD ve partinin kadın örgütleri, Berlin’de işçi erkek ve kadınlara oy hakkı tanınması için düzenlenen ilk gösteriye katılma çağrısında bulundu. Clara Zetkin, ilk kutlamaya ilişkin Eşitlik dergisinde “Dünyanın şimdiye kadar gördüğü, kadının eşitliği için yapılan en görkemli gösteri,” diye yazıyordu.

1912 yılında ise Uluslararası Kadınlar Günü kutlamalarında kadın işçiler “kadınlara oy hakkı” diye sloganlar atarak gerçekleştirdikleri sokak etkinlikleri, polisin şiddetiyle karşılaştı. Bu durumu kontrol dışı taşkınlıklar olarak damgalayan reformist SPD çevreleri, “yeni bir 1 Mayıs’a dönüşmesini engellemek gerekir” dedikleri “kadın günü kutlamalarının öldüğünü ilan eden” bir parti kararı aldılar. Ancak bu karar, parti yönetimini olağanüstü toplantıya çağıran Zetkin tarafından yeniden iptal ettirildi.

Seçme ve seçilme hakkı için mücadele artarak sürerken, geleneksel bakış açılarını savunanlar, kadının hala kamusal alanda yer alamayacağı konusunda ısrarını sürdürüyordu.

Sosyal Demokrat Eduard Bernstein 1917 yılında kadınlara seçim hakkı için sunduğu önerge sadece SPD ve USPD tarafından desteklendi. Burjuva partiler, “Kadınlar kamuoyuna çıkamazlar”, “kadınlara seçim hakkı verilmesi aile için en düşünülmedik ve en üzücü sonuçlara neden olacaktır”, “Eğer kadınlara seçim hakkı verilirse o zaman artık evlilik kurumunda politik mücadeleler yaşanacak ve herşey oylamaya sunulacaktır. Bu olağanüstü acı veren bir tablonun ortaya çıkmasına neden olacaktır” gibi gerekçelerle yasa taslağına karşı çıktılar. Ancak bu karşı direniş 1918 Kasım Devrimi ile kırıldı.

Kasım Devrimi

1918 Kasım Devrimi” işçi ve emekçileri olduğu gibi kadınların yaşamını da etkileyecek değişimleri getirdi. 1918 yılında “Devrimci İşçi ve Asker Konseyi” kadınlara genel seçme ve seçilme hakkını tanıyan kararı ilan etti. 2 ay sonra 19 Ocak 1919’da Weimar’da anayasayı hazırlamak üzere Ulusal Meclis seçimleri yapıldı. Seçimlerde aday olan 300 kadından 37’si, toplam 423 üyeye sahip olan Ulusal Meclis’e seçildi. Eyalet meclislerinde ise 117 kadın yer aldı.

Bir zamanlar hizmetçilik, hasta bakıcılığı ve terzilik yapan ve 1905 yılından itibaren sosyal demokrat saflarda aktif olan Berlinli Marie Juchacz, 19 Şubat 1919’da şunları söylüyordu: „Şimdi burada şunu tespit etmek istiyorum: Biz Alman kadınlar bu hükümete geçmişte kalan bir anlamda teşekkür borçlu değiliz. Bu hükümetin yaptığı şey, çok doğal bir şeydi: Kadınlara o güne kadar haksız bir biçimde verilmeyen bir şeyi verdi.“

Kadınların eşit haklar talepleri çok eskilere dayanmasına karşın işçi sınıfının o dönem yükselen mücadelesi ile daha ileri noktalara taşındı ve kararlı bir şekilde mücadele edildi. Ancak sorunlar oy hakkının kazanılmasıyla bitmiyordu. Yeni durumlar, yeni sorun ve talepleri beraberinde getiriyordu. Kadınlar, genel olarak sermayenin ihtiyaçlarına göre ucuz işgücü olarak sanayiye çekiliyor, özellikle her iki savaş döneminde, geleneksel görülen işlerin yanı sıra erkeklerin de işlerini üstleniyor, böylece kadınların toplumsal konumları ve dolayısıyla talepleri değişiyordu. Ancak bütün bu süreçte unutulmaması gereken tek şey, kadınların lehine çıkartılan veya yeniden düzenlenen yasaların Berlinli Marie Juchacz’ın söylediği gibi egemenlerin “zayıf cinse” sundukları bir lütuf olmamasıydı. Bu değişen toplumsal koşulların dayatması ve kadınların kararlı mücadelelerinin sonucuydu. Aradan geçen 100 yıl kadınların toplumsal, politik ve sosyal yaşamın tüm alanlarına katılımında eşitliğin tam olarak sağlanmasına yetmedi. Bu nedenle kadın ve göçmen olarak taleplerimizi elde etmek için mücadelemiz devam ediyor.

Koşullar henüz olgunlaşmadı!

1800’lü yılların ortalarında kadınların oy hakkı, daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Almanya’da 1840 yılında yazar ve kadın hakları savunucusu Luise Otto çıkardığı Kadın Gazetesi’nde kadınlara oy hakkı talep ediyordu. Yazar Fanny Lewald 1870 yılında, kadınlara oy hakkının tanınması mantıklı ve gerekli olduğunu ama gerçekçi olmak gerekirse, Almanya’da bunun için koşulların henüz olgunlaşmadığını yazıyordu.

Giderek daha fazla sayıda kadın ve erkek, bu tartışmalarda yer alıyordu. Yazar ve kadın hakları savunucusu Hedwig Dohm 1873- 76 yılları arasında cesur yazılar yayınlıyor ve kadınlara örgütlenme çağrısı yapıyordu. Ona göre oy hakkı artık sadece bir zaman meselesiydi. 1873 yılında Henriette Goldschmidt’in sözleri ise Almanya’da dillerden düşmüyordu. „Bizim sadece kent babalarına değil, annelerine de ihtiyacımız var“

John Stuart Mill, kadınların eğitilmeleri ve oy hakkı elde etmeleri konusunda mücadele ediyor, 1869 yılında yayınlanan Kadının Bağımlılığı/Die Hörigkeit der Frau adlı kitabı Almancaya da çevriliyor ve dönemin kadın hakları savunucularının sık sık alıntı yaptıkları bir eser oluyordu.

“Mill oy hakkını genişletmek için -özellikle kadınları, ama aynı zamanda işçi sınıfı erkeklerini de içerecek şekilde-verilen mücadelelere destek verdi, ama bu durumda da artık hükümetlerin halkı „temsil ettiklerini“ iddia ederek, kendilerinin hemen hemen sınırsız iktidara sahip olduklarını düşüneceklerinden, güçlükle bastırdığı bir endişe duydu.” (Demokrasinin Cinsiyeti- Anne Philips)

1879’da August Bebel’in “Kadın ve Sosyalizm” adlı kitabı ise sadece Almanya’da değil bir çok ülkede geniş kesimler arasında yankı uyandırdı. 1896 yılında Uluslararası Cosmopolis dergisinde “Kadınların Oy Hakkı” başlığı altında kapsamlı bir yazı yayınlayan Helene Lange, 1904’te seçim hakkının nihai hedef değil, kadınlara alan açılmasının, yurttaşlık görev ve haklarının sürekli bir biçimde genişletilmesinin ve toplumsal düzendeki cinsiyetler ilişkisinin yeniden biçimlendirilmesinin aracı ve çıkış noktası olduğunu açıklıyordu. F. Engels’de 1877’de İda Pauli’ye yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Seçimlere katılamadığınız sürece, seçimlerin canınızı sıktığına inanıyorum. Biz iktidara gelirsek, kadınlar yalnızca seçmekle kalmayacak, tersine aynı zamanda seçilecek ve söylevler verecek..”

Erkeğe devlet, kadına aile!

Bu yıllarda devlet eril olarak tanımlanıyor, kadınların oy hakkı talebi karşısında „erkeğe devlet, kadına aile“ yargısı bir çok politikacı tarafından yineleniyordu. Theodor Mommsen „siyasi faaliyetler erkeklerin görevidir“ derken, Otto Gierke „tarihte kendini kanıtlamış eril devlet ideali’nden söz ediyordu. Tabii bütün bu açıklamalar, kadınların eleştirilerine neden oluyordu. 1900’den sonra Alman eyaletlerinin dörtte biri oy hakkı kısıtlamasını kaldırdığında, cinsiyetler konusunda nötr olan ifadelerin yerine bu hakkın erkeklere ait olduğu ifadesi kondu. Kadınların seçme ve seçilme hakkına karşı çıkan erkekler kadar kadınlar da vardı. Hatta oy hakkı talep eden kadınlara karşı çıkan dernekler bile kuruluyordu.

Prusya ve diğer eyaletlerde 1850 – 1908 arası yürürlükte olan Dernek Yasalarına göre kadınların siyasi partilerde üye olmaları ve çalışmaları yasaktı. Yasalarda yer alan kıstaslara bakıldığında kadınlara karşı olan bakış açısını da görmek mümkündü: Siyasi örgütlenmelerde faaliyet sürdürmesi yasak olan kesimler: Kadın kişiler, ruh hastaları, öğrenciler ve çıraklardı. Partilere ve sendikalara üye olma hakkı, seçme ve seçilme hakkı, kadınlara özgü koruyucu yasalar, eşit işe eşit ücret ödenmesi gibi talepler için mücadele genişleyerek sürüyordu. Aralık 1907’de Reichtag’ın komisyonlarında ele alınan Dernekler Yasası tartışmalarında, Alman Reform Partisi milletvekili Bindewald çok hararetli bir konuşma yapmıştı: “Kadınlar eve aittiler ve biz kadınların gelecek nesillerin annesi ve eğiticisi olan bu yüce görevlerinden aşağıya, siyasal yaşamın şanzımanına inmelerine karşıyız” 1908 yılında yenilenen Dernekler Yasası, kadınlara partilere üye olma olanağını getirdi. Bundan bir süre önce ek bir maddeyle kadınlara “belirli bir alan” açılmıştı. Bu “alan”, yapılan toplantılarda kadınlar, erkeklerden ayrı olan bir bölümde, kamuya açık toplantılara katılabiliyor ve erkekleri dinleyebiliyorlardı. Kadınların bu toplantılarda konuşmaları yasaktı!

Kadınlar örgütleniyor…

Avrupa’nın bir çok ülkesinde ve ABD’de kadınlar, yalnızca oy hakkı için değil, çalışma sürelerinin kısaltılması, kadınlara sendikalı olma hakkı tanınması, kadınlara kapalı olan alanlarda çalışabilme, ev içi emeğin karşılığının olması gibi bu gün hala kısmen geçerli olan bir çok talep için mücadele etti ve bu mücadele yasal alanda önemli kazanımlara yol açtı. 19.yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarında, başta İngiltere olmak üzere bir çok ülkede kadınlar, oy hakkı talebini daha yüksek sesle ve örgütlenerek dile getirmeye başladı. İngiltere’de sufrajetler, sokağa taşan eylemlerle kadınlara oy hakkı mücadelesinin savunucuları iken bir çok ülkede kadınlara oy hakkı verilmesini talep eden dernekler kuruldu. Engels, Gertrud Guilllame Schach’a 1885 yılında yazdığı mektupta bu konuya değiniyor ve “kadın hakları için ön safta savaşan İngiliz kadınlar, dolaysız ya da dolaylı olarak her iki cinsin kapitalist sömürüsüyle de ilgilenmektedirler.” diyordu. Engels mektubunda “gerçek bir kadın erkek hak eşitliğinin ancak ikisinin de sermayece sömürülmesi ortadan kaldırılır ve özel ev emeği bir kamu sanayine dönüşürse gerçeklik olabilir” diye yazıyordu. Kadınların tarihi konusunda araştırmalarıyla tanınan Gisela Notz, önderliğini Clara Zetkin’in (1857-1933) üstlendiği proleter kadın hareketi, kadınların asgari geçimi sağlayacak çalışma hakkı ve buna bağlı olarak ekonomik bağımsızlık uğruna verdiği mücadelesinde, August Bebel’in desteğine güvenebileceğini bildiğini dile getiriyor. Notz, Sosyal demokrasi ve kadınların çalışma hakkı başlıklı makalesinde „II. Sosyalist Enternasyonal’in, 1889 yılında, Paris’te kadınlara çalışma hakkı tanınması yönünde karar alarak bu konuda bir köşe taşı dikmesini, Clara Zetkin’in çabalarına borçluyuz. Zetkin, Bebel’le birlikte, kadınlara oy hakkı tanınması talebinin 1891’de, SPD’nin Erfurt Programı’na alınmasını ve 1895’te, İmparatorluk Meclisi’ne bir yasa tasarısı sunulmasını sağladı. Bebel sonuna kadar, diğer partilerden erkeklerin alaycı gülüşlerine yol açan bu çabalarının arkasında durdu. Leipzig’te kuruluşunda rol aldığı ‘Her İki Cinsiyetten Manifatura, Fabrika İşçileri ve El Zanaatkârları Enternasyonal Kooperatifi’nde, 1870 yılında, kadınlarla erkeklerin eşit haklarla üye olmaları yönündeki çabalarını başarıya ulaştırdı. Bunun üzerine yerel düzeyde yaygın bir şekilde kadın işçi dernekleri kurulmaya başladı. Julie Bebel de o dönemde, Kadınlar İçin Eğitim Derneği’nin kuruluşuna katılarak, dönem dönem bu derneğin yönetim kurulunda yer aldı. Sosyalistler Yasası (1878-1890) döneminde, proleter kadın dernekleri –diğer sosyalist kuruluşlar gibi- faaliyetlerini yeraltında sürdürmek zorunda kaldılar ve sürekli ortaya çıkarılıp dağıtılma tehlikesiyle karşı karşıyaydılar. Ama elbette sosyal demokratların hepsi Bebel gibi düşünmüyordu. Birçoğu, kadının bağımsızlığından korkuyor ve (evli) kadınların çalışmasına karşı çıkıyordu. August Bebel bir makalesinde, aynı dönemde yaşayanlar hakkında, ‘bir kapitalistin sosyalizme karşı çıktığı şekilde kadının özgürlüğüne karşı çıkan sosyalistler var’ diye yazmıştı. Almanya’da Anita Augspurg kadınların seçme ve seçilme hakkını savunan ilk derneği 1902 yılında kurdu. Oy hakkı dernekleri 1904 yılında Berlin’de ‘Uluslararası Kadın Oy Hakkı Birliği’ çatısı altında, değişik ülkelerden delegelerin katılımıyla birleşti. 21 Haziran 1908’de Hyde Park’ta yapılan gösteriye, Augspurg ve 50 Alman kadın da katıldı ve bundan sonra iki ülkenin ‘kadınlara oy hakkı’ savunucuları arasında yakın ilişkiler başladı.“ diyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

Frauen in der europäischen Geschichte, C. H. Beck, München 2000,

Die Landeszentrale für politische Bildung https://www.lpb-bw.de/12_november.html

20.Yüzyıl ve Kadın- Batı Ülkelerinde Kadın Hareketleri ,Süheyla Kadıoğlu- Gri Yayınevi

Kadın ve Aile, Marx, Engels, Lenin- Sol Yayınları

Die Sozialdemokratie und das Recht der Frauen auf Erwerb Gisela Notz Lunapark21 – Heft 23

Demokrasinin Cinsiyeti, Anne Philips, Metis Yayınları

 

 

, ,